Gel(e)meyen Sonbahar..

13:58

Herkes farkında...
Sonbahar gelemiyor bir türlü. Eylül bildiğimiz eylül değil dedik, ekimden bekledik o güzel sonbaharı ama, ne çare? Ekim sonuna kadar havaların çok çok güzel olması bir sonbahar bunalımına sokturmadı bizi. Umudum KASIM! E ne yapayım? Eylül olmazsa ekim, ekim olmazsa da kasım...
 Benim gibi umutsuz romantiklere istediğinde her mevsim sonbahar olsa da; insan üşümek istiyor, sarı yaprakları dağıtmayı istiyor, su birikintilerine basa basa gezmek istiyor. Şükür ki yağmur yağıyor en azından o isteğimi kırıyorum. Hep söylerler ya kasım ayı gelince "Kasımda Aşk Başkadır..." , eee? Başka olan aşk var da, kime? Neye aşk?
Şu garip havaların yüzü suyu hürmetine romantik filmler izleyeyim dedim ağlamaktan bi' hal oldum, şiştim. Öyle ağlıyorum ki oyuncak bebeği zorla elinden alınmış çocuklar gibi. Hayır, sanki benim adamı elimden alıyorlar, sanki ben saçma sapan hastalıklara kapılıyorum da kocamı unutacakmışım gibi ağlıyorum. Bana yasaklamak lazım dram+ romantik filmleri. Başka da uğraşım yok ki..

Hastalanmışım, zar zor derse gidiyorum ve bir de üzerine romantik filmler izliyorum. Yok yere kendimi üzüyorum. Mesela; iki gece önce  "A Moment to Remember" izledim. Beni böylesi ağlatan filmler bir elin parmaklarını geçmez.
Gelelim filme olan izlenimime- dikkat ipucu tüneline giriyorsunuz... -
Aşk diye erotizmi dayatan filmlere inat izleyebileceğiniz, temiz öykülerden kendisi.
Herkes öyküyü farklı bir yönden başlatabilir, yoruma açık bir başlangıcı var bence. Bana göre kızımızın evli bir adamla yaşadığı ilişkiyi unutmak istemesi başlangıç noktamız. Birçok kadının birşeyleri unutmak istediğinde saçlarını boyadığını, kestirdiğini hepimiz biliyoruz. Hanım kızımız kuaföre gidiyor ve uzun gibi olan saçlarını kestirmek istiyor. Kuaför ablamız defalarca emin olup olmadığını sorduktan sonra şunu diyor : "Saçlarını kestirmek, asla geçmişini unutmana yardım etmez..."  Bu andan sonra saçlarını kestirmekten vazgeçiyor. Tıpkı bir kağıt parçasını bir kitabın arasına koymamız gibi, yaşadığı ilişkiyi de geçmişinde bir yere sıkıştırmaya karar veriyor, -mış gibi davranmayı istiyor. Kızımız aşkı unutmaya çalışırken başka şeyleri de unutmaya başlıyor. Kalemlerini, markette kolasını... Biz de bir şeyleri unutmuyor muyuz? Çantamıza koyduğumuz kitabımızı, kapıda anahtarlarımızı, manavda limonları... Ama bizler unutkanlıklarımızın basit olduğunu düşünürüz ve bunun bir hastalık belirtisi olacağını bile düşünmeyiz. Kızımız tüm bu unutma çabalarının arasında bir "odun" görünümlü -daha sonra muazzam bir aşık, koca olduğunu anladığımız ve günahına girdiğimiz- bir adama aşık oluyor. Olay burada biraz Yeşilçam filmlerine bağlıyor.Zira hanım kızımız zengin, oğlumuz ise bir işçi. Babası kızımızla olan ilişkisini öğrendikten sonra oğlanımızı işten bile kovuyor. Anlayın işte bizim filmlerimizde olan standart öyküye bağladık. Tahmin edeceğiniz gibi daha sonra da oğlumuzu kabulleniyor babamız.  Bir başka pencereden baktığımızda oğlumuz muazzam bir hırs örneği de oluyor. Mimarlık sınavlarına giriyor kazanıyor falan. Ama hanım kızımızla olan ilişkisini siz dışarıdan izlediğinizde "Pislik kıza seni seviyorum bile demedi." diyebiliyorsunuz ve oğlumuzun kızımızı gerçekten seviyor mu sevmiyor mu diye emin olamıyorsunuz ve kızı terkedebileceği düşüncesine de kapılıyorsunuz. . Oğlumuzun kızımıza "seni seviyorum" demeyişi oğlumuza bir vicdan meselesi de yaptırıyor daha sonra. Kızımız doktora gitmeye başlıyor, durumundan rahatsızlık duyuyor. Bazı testler yapılıyor ve acı gerçek: Yirmi sekiz yaşında, genç, aşık bir kadının alzheimer hastası olduğunu öğrenmesi kadar yıkacak bir durum ne olabilir ki? Düşünsenize bir... Eşinizi, annenizi, hatta kendinizi unutacaksınız. Ruhsuz bir insan haline geleceksiniz. Korkunç...
Öncelikle silinen anılar son yaşanan anılarınız oluyor. Eşinizin eski sevgilisinin ismi ile size hitap edip, seni seviyorum demesi sizi yıkmaz mı? Yormaz mı? Hanım kızımız aklı daha tam gitmemişken bunu yaptığını fark edince kocasına bir mektup yazıyor. Çünkü ona olan aşkının sonsuzluğunu kanıtlamak istiyor.
"Kafamın içinde bir silgi var, herşeyi siliyor.Anılar gidince aşkın ne anlamı kalır? Bana böyle iyi davranma, herşeyi unutacağım, seni bile!"
"ben her şeyi senin için hatırlayacağım, eğer her şeyi unutursan, ben onları bulup sana getireceğim. ruhunu bana bırak, ben senin hafızanım, ben senin kalbinim."Seninle tanıştım çünkü, unutkandım. Seni terk ediyorum çünkü, UNUTKANIM!"
Beni çok yordu bu cümleler açıkçası. Ruhum yoruldu. Kızımız da oğlumuz da yaşadıkları aşkın boyutlarını, sözleriyle ve hareketleriyle hissettiriyorlar. Kızın ailesinin hastalığı öğrendikten sonra " Yakında kendisini bile unutacak, bırak biz ilgilenelim." demesinden hemen sonra kızımızın gelip kapıda çişini tutamayışı, oğlumuzun onu kucaklaması onu sahiplenmesi çok farklı hislerinizi depreştiriyor.
Gözün kulağın olabilecek bir erkekten ziyade, kalbin olabilecek bir erkeğin olması harika olsa gerek. Ben olsun isterim.
İzleyin derim fırsatınız varsa, boğazınız düğümlense dahi izleyin.
Aşka bağlanmaya hava kadar su kadar ihtiyacımız var. Kendi kalbimizden daha büyük bir kalbe de sığınmaya ihtiyacımız var. Sonbahar gelememiş olsa da siz bunun havasına kaptırıp kendinizi çok da güzel birşeyler yapabilirsiniz.Neyse uzun oldu sanki bu blog yazacak çok şeyim var. Ama yeter.


Bunları da beğenebilirsiniz...

0 güzel fikir

Takipçilerim