"Keşke Daha Kolay Evlatların Olsaydı Anne.." Zenne'ye Bir Bakış

17:15




Bazı insanlar için daha zor bu hayat.
Mavilerin dünyasında mavi doğmuşken pembe olabilir misin?
Eşcinsellik kimilerinin dediği gibi bir "sapkınlık" mı?
Yoksa... Doğal bir oluşum mu?
Olduğu gibi kabul edebilmek mi zor? Olanı değiştirmek mi?
Tam da bu noktada filmde iki pencere açılıyor önümüze: Can'ın ailesi ve Ahmet'in ailesi.
En azından ben bu iki pencereden bakmak istiyorum. Film işlenirken herkesin farklı pencereleri açılıyor zaten. Danny'nin, Ahmet'in ailesinin...
Esas karakterimiz Can gibi dursa da önümüzde büyük bir deniz gibi Ahmet'in hayatı var.
Can'ın fotoğraflarını çekmek isteyen Danny'nin gelmesi ile bu üçlünün hayatları buluşuyor.
Filmin tamamına yer vermeyeceğim. Ufak kesitlerle anlatacağım anlatabildiğimi.
 "Ben farklı bir çocukluk yaşadım." (Ahmet)
-Evet, kız kardeşi tütüler ile dans ederken ona hayranlık ile bakıyor, daha sonra kardeşinin
tütülerinin içerisinde dans ediyor. Babası izliyor sadece, oğlunun durumunun farkında. Anne geliyor, "Üzerindekiler ne? Çıkar!" diyor ve yetmiyor
çoğunu dövüyor, dövüyor... Döverim döverim düzelir mantığı var sanırım. Bir kabullenemeyiş var ve Ahmet'in sonu bu kabullenemeyiş ile geliyor.
Ahmet'in anne ve babasının konuşmalarından bir kesit:
A: -Hayırsızlık soframızda.. Karakola çektirdi bizi, alay konusuyuz görmüyor musun? Şimdi bir oğlan daha veririm kucağına, ama bu gerekir. Erkek ister..
B: -Nankörlük etme, bir kız bir oğlan verdim kucağına.
A: -Oğlan doğdu erkek olamadı.
B: -Deli deli olma Kezban.
A: -Allah belanı versin senin. İbne! Armut dibine düştü işte.
...
A: -Haysiyetsizsin ulan, şerefsizsin. Bak oğlun orada dışarıda!
...
A: -Daha o zaman dedim sana, bacak kadardı dedim, zenne olacaktı dedim. Dinlemedin, yok et dedim!
...
B: -Gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam...

Ahmet'in kendi öyküsünden, ailenin de öyküsü geliyor...

"Ailene git ve durumunu anlat. Dürüstlük herşeyden önemlidir." (Danny)
"Anlamıyorsun!" (Ahmet)
Evet, anlayamaz da zaten. Danny'nin yetiştiği ortam ile Ahmet'in arasında dağlar kadar fark var...
Danny olanlara olduğu gibi yaklaşabilirken, Ahmet'in annesi böyle yaklaşamaz. Ona göre bu durum lanetlilik, uğursuzluk... Aferin oğluma alkış diyemez zaten.

Askerlik için Ahmet ve Can giderler. Ahmet'in yurtdışına çıkabilmesi için askerlik durumunu da ortadan kaldırması gerekmektedir.
Ahmet ilişkisini fotoğraflar ve haliyle kanıt olarak bunu kurula sunar.
Fakat Can bunun taraftarı değildir... Ve olduğu gibi, Can gibi kurula çıkar.
"Baban ne diyo' senin bu ibne haline?"
-Efendim, babam da sizin gibi binbaşıydı. Güneydoğuda şehit oldu. Bilmiyorum şimdi ne düşünüyordur...
Can, kontrole gider ve o da pembe tezkereyi alır. O kontrolde ne yaşadı bilemeyiz ama...


Hani Ahmet'in babası kulağımla duymadan inanmam demişti ya.. Vurucu darbe geliyor. Ahmet babasını arayıp:
- İbneyim baba, suçum ne?

Baba ağlarken anne soğukkanlılık ile silahı getirir... Ahmet'i vursun diye babası.
Kötü de olsa iyi de olsa evlat evlattır derler. Nasıl bir vicdan, nasıl bir his kendi eliyle oğlunu vurdurtur ki?
Ahmet'in vurulduğu sırada Can'ın annesi "Can!" diye fırlar kabustan..
Anla işte, ana yüreği bu kötülüğü, karanlığı hissediyor.

Ahmet'in babası namazda, secdedeyken silahını alıyor ve kendini vuruyor. Anne yine aynı soğukkanlı davranışı sürdürüyor, ve kocasının altından seccadeyi çekiyor.
Kanı temizlemek için banyoya gidiyor ve yıkıyor. Astığı seccadenin kanı beyaz kıyafetine dökülüyor annenin...
Annenin sözde temizliğine esasen kan bulaşmıştı bir kere...

Öyküden kesitleri sunduktan sonra şunları söyleyebilirim. Filmin malzemesi güzel fakat işlenirken aceleci davranılmış gibi geldi. Bağlantılar arada kopuk kopuk olsa da eşcinselliğe yaklaşım açısından farklı pencereler sunmuş. İzlemek lazım, farklı görmek lazım...
Pakize Suda diyor ya "Mavi patikli olmak zor!" diye... Mavilerin içinde pembe olmak daha da bir zor.

Bunları da beğenebilirsiniz...

0 güzel fikir

Takipçilerim